Monday, July 10, 2017

Bilinç Üzerine Notlar 2


Bilinç zihnin kontrolünü ele aldığında, bilinçaltı süreçlerin çalışması durmaz.
Baars’ın belirttiği gibi, bilinçaltı süreçler faal bilinçli süreçler üzerinde önkoşullama etkisine(priming effect) sahiptirler.

Bu yüzden, klasik muhakeme kontrol teorileri yalnız bilinçli süreçlerin kapasite-sınırlı dikkat(attention) kaynaklarına dayandığını ve yönetsel (executive) kontrol tarafından değiştirilebildiğini(module)  ileri sürerler.
“Classical theories of cognitive control, therefore, propose that only conscious processes depend on capacity-limited attentional resources and can be modulated by executive control. …:”


1) Bilinçsiz uyarı yönetsel kontrol ayarlarını etkiler. Bir çok deney, görev-temelli kontrol işlemlerini ve görev kümelerini olduğu kadar, algıaltı(subliminal) konumsal(spatial) kaymaları ve algılama-türü(modality) temelli dikkati de değiştirebilir.
1) Several experiments showed that subliminal stimuli can modulate shifts of spatial (Ansorge et al., 2002; Scharlau and Ansorge, 2003) and modality-specific attention (Mattler, 2003, 2005) as well as task-specific control operations (Mattler, 2003, 2005, 2006) and task sets (Reuss et al., 2011; Wokke et al., 2011).

2) Dahası, yönetsel kontrol ve bilinçaltı işleyiş arasındaki ilişki çift yönlüdür çünkü dikkatsel(attention) kaynaklar, uyarı (stimulus) beklentileri, eylem niyetleri, veya görev kümeleri, yönetsel kontrol mekanizmalarını içeren bütün unsurlar bilinçaltı uyarı işleyişini değişikliğe uğratırlar.
2) Furthermore, the relation between executive control and unconscious processing is bidirectional because top-down factors such as attentional resources, stimulus expectations, action intensions, or task sets, all factors that are typically considered to involve executive control mechanisms (Norman and Shallice, 1986), modulate unconscious stimulus processing (Jaśkowski et al., 2003; Ansorge and Neumann, 2005; Kiefer and Martens, 2010; Wokke et al., 2011). …

[Markus Kiefer, “Executive control over unconscious cognition: attentional sensitization of unconscious information processing, Front Hum Neurosci. 2012; 6: 61. ”]

Herhangi bir şeyin bilincine varmak ilgili anlamsal(semantik) ilişkileri kurmak için beynin 500 ms’den az süreye ihtiyacı vardır.  60 Metronom sayılı bir tempoda bu sekizlik bir notaya denk düşer.  Bunun anlamı: hepsi onaltılık notalar olan bir pasajda herbir notay algılama şansınız sınırlıdır.  Bilinçli algılama ölçü içindeki notaları birbirinden ayrıştıran ritmik vuruşlar sayesinde sağlanır.  Gestalt (algılama) kanunları
bunu açıklamak için kullanılabilir fakat aynı zamanda bilincin bir başka özelliği vardır: bilincin bütünsel tekliği (unity).

“Herhangi belirli bir zamanda bir nesne birden çok bilinçsel tecrübeye sahiptir.  Bir özne bir kırmızı kitabın ve yeşil bir ağacın eşzamanlı görsel tecrübelerine, ve öten kuşların işitsel tecrübesine, hafif bir açlığın ve omuzunda kuvvetli bir acımanın vücutsal algılarına; belirli bir melankolinin duygusal tecrübesine aynı zamanda sahip olabilir…  Bu tecrübeler birbirlerinden ayrıktırlar…  Fakat aynı amanda, bu tecrübeler sanki derin bir şekilde birbirleri ile bağlıdırlar.  Bilinci kaplayan bir durumun çeşitli yönleri olarak sanki bütünsel bir tekliğe sahiptirler.
“At any given time a subject has a multiplicity of conscious experiences.  A subject might simultaneously have visual experiences of a red book and a green tree, auditory experiences of birds singing, bodily sensations of a faint hunger and a sharp pain in the shoulder, the emotional experience of a certain melancholy…  These experiences are distinct from each other…. But at the same time, the experiences seem to be tied together in a deep way.  They seem to be unified, by being aspects of a single encompassing state of consciousness”.  [Bayne et all., What is consciousness?“,2003,]

Tek bir vuruşun ses yüksekliği, süre, ritm, harmonisi tek bir birim olarak, bilinçsel bütünlüğünün farklı yönleri olarak algılanır.  Motifler, cümleler, biçimler, ve diğer üst seviye müzik unsurları ‘nesne bütünlüğü’ oluştururlar.  Algılamamızdaki dar geçit nedeni ile müziği duyduğumuz nesneleri gruplayarak dinleriz
 [Miller, “The Magical Number Seven, Plus or Minus Two: Some Limits on Our Capacity for Processing Information”].

Bilincin bütünsel tekliği ‘özne Bütünlüğü’, ‘Kapsayıcı (Subsumptive?) Bütünlük, ‘Erişim Bütünlüğü’ veya ‘’Olgusal Bütünlük’e dayandırılabilir.

Wednesday, May 31, 2017

Bilinç ile Bilinçaltının Etkileşimi Üzerine Notlar I

Notes on the Interaction of Subconscious and Consciousness I
Bilinç ile Bilinçaltının Etkileşimi Üzerine Notlar I

by Ali Riza SARAL

Whether it is the case of an air traffic controller or a violin player or even a heavy vehicle pilot, performing requires not only the skills to operate the instrument but also the ability to perform a task.  To perform a task according to a given procedure, a score, a flight plan with strips requires accuracy and speed.

İster bir hava trafik kontrolörü, ister bir keman virtüözü, isterse bir ağır vasıta operatörü olsun, işi icra etmek yalnız enstrümanı çalıştırma becerilerini değil ama aynı zamanda görevi icra edebilme yeteneğini gerektirir.  Belirlenmiş bir prosedüre, bir müzik notasına, bir uçuş planına göre bir görevi yerine getirmek tekrarlanabilir doğruluk ve hız gerektirir.


Performing is an episodic act in which time and location of events are crucial.  In contrast, creating, composing, writing, designing are batch tasks in which the final output is more important than when, where they are done.

İcra olayların zaman ve yerinin hayati olduğu episodik(hikayesel) bir eylemdir.  Oysa, yaratama, besteleme, yazma, tasarım nihai çıktıların ne zaman nerede yapıldıklarından daha önemli olduğu yığınsal(batch) görevlerdir.


The common point between these two, namely performing and creating is; they are all about the human being and more specificly the human mind.

Bu ikisi arasındaki ortak nokta, yani icra ve yaratma; hepsinin insan oğlu ve daha da çarpıcısı insan zihni ile ilgili olmasıdır.


Sartre engages with the world pre-reflectively while writing“For example, at this moment I am writing, but I am not conscious of writing.  … In reality, the act of writing is not at all unconscious, it is an actual structure of my consciousness.  Only it is not conscious of itself.  To write is to maintain an active awareness of the words as they come to birth under my pen.”

Sartre yazarken dünya ile pre-reflective(yorumlamadan) olarak ilişki kurar: “Örneğin, bu an yazıyorum fakat yazdığımın bilincinde değilim. ... Gerçekte, yazı yazma eylemi tümüyle bilinçsiz değil, benim bilincimin bir var olan yapısı.  Yalnızca kendi kendinin bilincinde değil.  Yazmak kalemimin ucunda ortaya çıkan kelimelere ait  faal bir farkındalığı sürdürmektir.


Hemingway advices a novice writer:  “The most important thing I’ve learned about writing is never write too much at a time,” Hemingway said, tapping my arm with his finger. “Never pump yourself dry. Leave a little for the next day. The main thing is to know when to stop. Don’t wait till you’ve written yourself out. When you’re still going good and you come to an interesting place and you know what’s going to happen next, that’s the time to stop. Then leave it alone and don’t think about it; let your subconscious mind do the work. …” [ Ernest Hemingway Creates a Reading List for a Young Writer, 1934

Hemingway yeni başlayan bir yazara şunları tavsiye eder:  Yazmak hakkında öğrendiğim en önemli şey hiç bir zaman bir kerede çok fazla yazmamaktır.  Kendini hiç bir zaman tüketme.  Ertesi gün için bir miktar bırak.  Ana şey ne zaman durmaya karar vermektir.  Kendini bitirinceye kadaryazmayı bekleme.  Halen durum iyi giderken ve ilginç bir noktaya geldiğinde ve ondan sonra ne olacağını biliyorsan işte bu durmak zamanıdır. Sonra onu kendi haline bırak ve onun hakkında düşünme; zihninin bilinçaltının işi yapmasına izin ver …” [ Ernest Hemingway Creates a Reading List for a Young Writer, 1934 http://www.openculture.com/2013/05/ernest_hemingways_reading_list_for_a_young_writer_1934.html ]


Judith ULUĞ who played the piano in the first performance of my Viola Sonata adviced me: Let it go where the music leads.”  during the rehearsals.  This is pretty similar to an Anatolian Hittite King’s thousands of years old advise:  “Mein Sohn! Tue das, was in (deinem) Herzen (ist) (My son! Do what in your heart is.)”  [Daisuke YOSHIDA,  “Die Syntax des althethitischen substantivischen Genitivs”, page 5 ]  Both of these advices suggest the use of subconscious and there is a slight difference between them.  ULUĞ’s advice is based on good continuation where as the ancient advice is related with conscience. 

Viola Sonatı’mın ilk icrasında piano çalan Judith ULUĞ provalar sırasında bana şunu tavsiye etti: “Müzik nereye gidiyorsa bırak oraya gitsin.”  Bu binlerce yıl önce bir Anadolu kralının tavsiyesine çok benzer:Mein Sohn! Tue das, was in (deinem) Herzen (ist). (Oğlum! Kalbinde ne varsa onu yap!)” .)”  [Daisuke YOSHIDA,  “Die Syntax des althethitischen substantivischen Genitivs”, s. 5 ]  Her iki tavsiyede bilinçaltının kullanımını öngörüyor ve aralarında küçük bir fark var. Uluğ’un tavsiyesi good continuation(iyi devamlılık)’a dayanıyor, tarihi tavsiye ise vicdana.


The succees in creating or performance depends on the personal balance in using not only consciouness but also unconcious capabilities of the mind.  Gestalt laws, Proximity, Similarity, Closure, Good Continuation apply not only to concious perception but also to the subconscious processing.  

Yaratmada veya icrada başarı zihnin yalnız bilinc değil aynı zamanda bilinçaltı imkanlarını kullanmada sahip olunan kişisel dengeye dayanır.  Gestalt kanunları, yakınlık, benzerlik, kapanış, iyi devamlılık yalnız bilinçli algılama için değil aynı zamanda bilinçaltı işleyiş için geçerlidir.


P.S. 2 more sections will follow:

Gelecek iki bölüm daha var.

Wednesday, May 03, 2017

Bilinç Üzerine Notlar 1


 2014 yılında İngilizce yayınladığım:
Notes on the Interaction of Subconscious and Consciousness
http://alirizasaral.blogspot.com.tr/2014/12/notes-on-interaction-of-subconscious.html
makalemin tekrar üzerinde durmak ihtiyacı duydum.  Bu sefer, o makalenin dayandığı 3-4 orjinal makaleyi yeniden okuyup kısım kısım Türkçe alıntılarını yayınlayacağım.

Bilinç nedir?  Bilinç bir nesne ya da eylem değildir.  3 yıl sonra geldiğim olgunluk bilincin algılarımızla kafamızda oluşmuş olan anlamlar arasında bir ilişki kurma süreci olduğu.

Daha genel anlamda, algı/olgu ile anlam arasındaki ilişkidir bilinç.

İşte, bunları doğrulayan bazı alıntılar:
James beyinin, vücudun ve çevrenin etkileşmesinden doğan bir sürece işaret etti, bu zengin çeşitli özellikleri olan çok boyutlu bir süreçtir.
“James pointed out a process that emerges from interactions of the brain, the body, and the environment, it is  a multidimensional process with a rich variety of properties”
[Writings of William james Uni. Of chicago Press 1977]

Bilinç dikkat tarafından dönüştürülür ve bellek ile görüntü kayıtlarına geniş erişimi vardır.
“consciousness is modulated by attention and has wide access to memory and imagery”
[Edelman, “Naturalizing consciousness,PNAS 2003]

Bilinç algılar tarafından oluşturulan değil, onlar tarafından dönüştürülen içsel bir işlevsel durumdur.
“consciousness is an … internal functional state modulated, rather than generated by senses”.
[Llinas, et all., “The neuronal basis for consciousness”, The Royal Society, 1998]

Talamokortik rezonans sütunu bilinci oluşturan faal durumun işlevesel mimarisidir.
 “the thalamocortical resonant column is the functional architecture of the active state that generates consciousness”.  [Llinas, et all., “The neuronal basis for consciousness”, The Royal Society, 1998]

Yüksek frekanslı osilasyonlar(20 - 50Hz) ya hemen yakınlarında ya da uzak ayrık bölgeler arasında bir desensel bütünlük gösterirler. (ARS. Anlamsal ilişkilerden bahsediyor olmalı)
“high frequency oscillations (20 – 50 Hz) show a pattern of coherence that is either restricted to its immediate vicinity or occurs between distant discrete areas” [Llinas, et all., “The neuronal basis for consciousness”, The Royal Society, 1998]

Bilinç zihnin kontrolünü aldığında, bilinçsiz süreçlerin çalışması durmaz.  Baars’ın belirttiği gibi bilinçsiz süreçler faal bilinçli süreçler üzerinde önkoşullama etkisine sahiptir.
When the consciousness takes control of the mind, unconscious processes do not stop working.  As Baars stated above, the unconscious processes have priming effect on the active conscious process.
[Markus Kiefer, “Executive control over unconscious cognition: attentional sensitization of unconscious information processing, Front Hum Neurosci. 2012; 6: 61. ”]



Tuesday, April 04, 2017

Bilinç ve Farkındalık

Bilinç ve Farkındalık
Ali R+ SARAL

Situation awareness (durumsal farkındalık) sistem kullanımı/işletimi/kontrolünde önemli bir kavram.  Hava trafik kontrolü, uçak, her türlü taşıt, ağır vasıta/makina kullanımında kazaları önleyen en önemli unsur, operatörün/kullanıcının içinde bulunduğu durumun farkında olmasıdır.

Bir şeyin/durumun bilincinde olmak onun farkında olmaktan farklı bir şeydir.  Bir şeyin/durumun bilincinde olmak yalnız yüzeysel durumun değil ona ilişkin daha soyut, üst seviyede bilgilerin, geçmiş olayların farkında olmaktır[3].  Bunu sağlayan, o duruma ilişkin contextte(bağlamda) bulunan uzun dönem belleği bilgileriyle gerekli ilişkilerin kurulmuş olmasıdır.  Gündemdeki konuyla bu ilişkileri kuransa working memory(çalışma belleği)’dir[2].  (Çalışma belleği ifadesini sabit bir grup bellekten çok çeşitli belleklere erişip kontrol eden, onları devreye sokup çıkaran bir mekanizma olarak düşünmek gerekir.)

Algılanan görsel/işitsel/episodik(hikayesel) olgular bir giriş bufferına(ara belleğine) alınır[2].  Giriş ara belleği short term memory(kısa dönem belleği) içinde yer alır.  Çeşitli amaçlı giriş ara bellekleri bir yıldız takımı gibi çalışır.  Aynı olayın ses/görüntü/temas  özelliklerini ayrı ayrı ama ilişki içinde kaydederler.  Giriş ara bellekleri kısa dönem belleklerin birer özel halidirler.  Bunların kısa dönem bellek ile bağlantısı açıp kapanabilir.  Tam kapama durumunda, örn. uykuda hiç bir şey (görece) görmez/işitmez oluruz.

Çalışma belleği kontrol mekanizması giriş ara belleklerini açıp kapar.  Çalışma belleği kontrol mekanizması ile yakın ilişki içinde attention(dikkat) mekanizması çalışır.  Belirli bir konuya focus(odak)’lanıldığında  diğer konular çalışma belleği dışına çıkar[4] ve geçici olarak unutulur(bilinç dışında tutulur).  Eğer giriş ara bölgesindeki bir bilgi yeterince tekrarlanıp uzun dönem bellek ya da 15-20 sn.’lik kısa dönem belleğe yazılmamışsa çalışma belleği işini bitirip geri döndüğünde giriş ara belleği silinmiş olabilir.

Bu plansız silme kazasının gerçekleşmemesi için giriş ara belleğindeki olaya geçici de olsa odaklanmak, ilişkisel/duygusal olarak ona ilişkin bilinci az da olsa artırmaya çalışmak gerekir.

Farkındalık bilinç dışı bir olgudur.  Bilinç odaklanılan attention window(ilgi penceresi) ile ilişkilerin kurulmasıdır[3].  (subconscious)biliçdışı bilinçle yönlendirilebilir[1].  Situation awareness(Durum farkındalığı) algılama penceresindeki unsurların otomatik olarak, eldeki imkanlar çerçevesinde azar azar ilişkilendirilmesi ile biliçaltı bir farkındalığın oluşturulmasıdır.

References:
[1] Markus Kiefer* Executive control over unconscious cognition: attentional sensitization of unconscious information processing,  Front Hum Neurosci. 2012; 6: 61.
[2] Nelson Cowan* What are the differences between long-term, short-term, and working memory? Prog Brain Res. 2008; 169: 323–338.
[3] R LlinásU RibaryD Contreras, and C Pedroarena The neuronal basis for consciousness. Philos Trans R Soc Lond B Biol Sci. 1998 Nov 29; 353(1377): 1841–1849.

[4] Peter Jonas and Gyorgy Buzsaki (2007); “Neural inhibition”, Scholarpedia, 2(9):3286.










Saturday, February 04, 2017

Thinking by Feeling - Duyarak Düşünmek

Thinking by Feeling
Duyarak Düşünmek

Human thinks by feeling.
İnsan duyarak, algılayarak düşünür.

We learn words with sounds.  We learn thinking by listening sounds.
Biz seslerle öğreniriz kelimeleri.  Sesleri duyarak öğreniriz düşünmeyi.

We think with sounds. Our inner-voice voices our thoughts out of our will.
Biz seslerle düşünürüz. 
Düşünürken iç sesimiz bizim irademiz dışında düşündüklerimizi içimizde seslendirir.

(For deaf people : Eğer duyma özürlü isek...
https://www.psychologytoday.com/blog/the-voices-within/201401/do-deaf-people-hear-inner-voice
)

View, lip reading, the view of words may replace the function of hearing in deaf people.
Duyma özürlü kişilerde bazan görüntü -dudak okuma bazan kelimelerin görüntüsü
gibi algılama unsurları sesin yerini alır.

The fundamental in thinking is the perception element.  The fundamental is sound.
Düşünmede asıl olan algılama unsurudur.  Asıl olan sestir. 

Perception  function of the brain must have developed with priority in the evolution process.
Evrim açısından bakıldığında beynin algılama işlevlerinin öncelikli gelişmiş olması gerekir.

Human thinks by percepting that's why it is difficult to think abstract things.

İnsan algılayarak düşünür bu yüzden soyut şeyleri düşünmek zordur.

Saturday, December 17, 2016

Görsel Algı Modalitesinin Bazı Otomatik İşlevleri

Görsel Algı Modalitesinin Bazı Otomatik İşlevleri

Yaşlı annem Süheyla SARAL'la mutfakta birlikte yemek yaparken ona yapmakta olduğumuz yemeğe ne kadar su koyacağımı sordum.  Tencereye bir miktar su koyduktan sonra uzaklaştı ve bana 'BAK!' dedi. 

'Göz kararı' görme modalitesini kullandığımız otomatik süreçlerden birisi...  Bana kalsa yarım bardak vb şekilde ölçerek yapacağım bir işi annem göz kararı ile yapmayı öğretti bana.

Aslında 'göz kararı' yalnızca görme modalitesine ait değil.  Ölçemeyeceğimiz içinden çıkamayacağımız çok değişkenli durumlarda 'geçmişe bakmak', geçmişte benzer bir durumda neler yapıldığını hatırlamak sık sık başvurduğumuz bir insani otomatik süreç.

Bir diğer örnek, her gün yaptığımız kapı kilitleme, musluk kapama vb. işlemleri.  Kapıyı kapatırken kısa bir süre focus olmak, diğer her şeyi dışlayıp anahtar ya da kilide bakmak gerekir.  Daha sonra kapıyı kapattım mı tereddütüne kapıldığımızda kapıyı kapatırken odaklanmış olduğumuz görüntü kısa bir süre gözünüzün önüne gelir.  Bu tamamen bilinçsiz ve otomatik bir süreçtir.  Eğer kapıyı kapatırken başka şeyler düşünüp iradenizle dikkatinizi toplamazsanız otomatik olarak kilitleme sırasındaki görüntüyü hatırlayamazsınız.  Terereddüte
düşersiniz.

Bir diğer örnek, kaybettiğiniz bir şeyi bulmaya çalışıp, nereye koyduğunuzu bir türlü hatırlayamamanız durumu.  Görsel kayıtlar bilincin kontrolündeki working memory (iş görme belleği)'de gözlere ilişkin algılama tamponundaki bilgisel şekilleri değişir.  Bunlara zaman ve yer bilgisi eklenir.  Bu halleri ile episodik (hikayesel) belleğe katılmış olurlar.  Eğer bilinç yoksa, yani otomatik süreçler görüntüyü görüntü tamponundan almışsa, görüntü (short term memory) kısa dönemli belleğe gider.  Kısa dönemli bellek adı üstünde içindeki verileri kısa dönem tutabilir,
tazelenmedikçe. 

Görsel modalitenin farklılığı sessel, dokunmasal ve diğer modalitelere göre daha uzun sürelerde dayanmasıdır.  Ayrıca, kısa dönem belleğe bilinç dışında gelen görüntülerin belirli bir kısa miktar tekrardan sonra uzun dönem belleğe yazıldığı deneylerle ispat edilmiştir.  Uzun dönem belleğe bilinçsiz yazılan bu görüntüler hatırlanamaz, yalnızca tekrar gösterildiğinde ya da benzer unsurlarla anımsanabilir.

Kaybettiğiniz bir şeyi nereye koyduğunuzu ya da nerede unuttuğunuzu hatırlamaya çalışırken ilk olarak zaman ve olay sırasını hatırlamaya çalışmak olayın episodik (hikayesel) kayıtlarına erişmeniz ve hatırlamanızı sağlayabilir.  Daha sonra kaybetme süreci içinde geçen eşya, yer vb'yi gözünüzün önüne getirmek size bir şeyler hatırlatabilir. Bu hatırlama sürecinde relaxed attention(rahat dikkat) kullanılmalı, bilinçaltının istenen sonucu getirebilmesi için imkan sağlanmalıdır.

Görsel modalitenin bir özelliği de semantik olarak zayıf olmasıdır.  Çünkü görüntüleri ilişkisel parçalara ayırmak ressam olmayı gerektirir.  Normal bir insan 'otomobil' deyince kafasında bir yaklaşık görüntü belirir.  Ama arabanın 'tekeri' için kelimesel araba - teker semantik ilişkisinden başlayıp sonra 'teker'in görüntüsünü hatırlar.  Görüntüler arasında semantik ilişki ressamların durumu dışında yoktur.

Ali R+ SARAL



Saturday, October 15, 2016

On Seeing


ABOUT SEEING ... AND POSSIBLY, ABOUT SEEING GOD

Sometimes we do not see anything when we are thinking about something.  We concentrate on a specific thing and lose vision of things around us.  Concentrating is a mental process which comes after focusing.  Focusing limits our area of attention whereas concentrating deepens it.  Our brain retrieves the connections of the subject and gets deeper and deeper in the semantic tree.  It binds the semantically related leaves to the
subject leave.

The fact that we lose our sight when strongly concentrating on an idea points at: "Seeing is related with semantic binding".  If something does not exist in the semantice tree, namely if we do not know it, we can not see it.  The sight that we receive through our eyes and vision mechanism, has to be binded with something in the semantic tree.  Otherwise it will not be percieved.

If something has been viewed before but not seen - semantically processed, it can be recalled, namely it can be noticed that it had been viewed before.

An object must have been 'seen' - semantically processed, in order to be remembered - retrieved from the visual memory in the absence of present view.  The remembered view will be retrieved from semantically organized memory.

The dilemma is: "If we cannot see what we have not seen before, how can we see anything at all?"  If we cannot identify an image semantically our mind begins to breakdown that view to its pieces.  If
identification is not possible the breakdown process continues.  At each stage, effort is spent to make
semantical relations and establish semantical connections.  The process stops at the basic drawing
elements, lines, colors, circles, basic figures.  The lower the elements you get, the more general specifications are arrived at, hence the identifying value of elements get reduced.  Retrieval gets more difficult by this situation.

If a complex figure is learned by semantical positioning such as "mother's view is this", the elements
belonging to the mother's view, face color, eyes etc. are placed in the baby's semantic tree.  Other
persons' view must be related with these items in order to be seen.  Otherwise they will cause fear
of an unknown view till the baby gets used to it, namely builds semantic connections of it.


Monday, August 29, 2016

Restraint

The art is rather 'idealistic' and 'conceptual' in the sense thatthe artist's aim is not to copy
accurately what he sees before him but to convey with the maximum of clarity what he considers to be
the 'essence' of what he is carving.

in this case the figures (of Tudhaliyas IV and his personal deity) are superposed with the god standing
alongside the king, and the scale of the two is arranged so that the god, instead of holding the
usual weapon in his left hand, clasps the right wrist of the king in a protective embrace.

O. R. Gurney, THE HITTITES


'Of all manifestations of power, restraint is respected most.'
Genral, Powell, Gulf War General Commabder of USA.

Sanırım, Batı'nın bize karşı aldığı tavır yalnızca basit bir düşmanlıktan öte
yaklaşım farklılığından da kaynaklanıyor.Biz savaşa giderken davul zurna ile gitmek
geleneğine dayanıyoruz...  Onlar sakınarak, gücünü iyi hesaplayarak...

Saturday, May 28, 2016

On the Perception of Unidentified Entities

We can identify things that we percieve.  This does not mean that we do not
percieve things that we can not identify.
 
If the input perturbation is too small, we can not hear, see etc., identify the entity.
For example, in an orchestra, it is impossible for every violin player in the violin
section to play exactly the same color, pitch namely the sound.  It is impossible
for us, the listener to hear each performer's different sound but instead we hear the
rich, deep sound of the violin section, rather than the week sound of a single violin.
 
We percieve the minute differences in the violin section as a feeling, a warmth,
richness and depth.  We percieve small changes that can not be identified not
cognitively but emotionally.
 
This may be the reason why small changes are frequently used in music performances.
The key here is to make the change, for ex. a temporary tempo change, in such a way
that it can barely be heard but can not be identified or noticed, though can be
percieved emotionally.
 
The entities that are unidentified include not only very small values but also
unmeasurable continuous quantities.  This varies from the perception of physical
values of heat, light etc. to the social values such as risk, friendness etc.
 
The languages include words such as hot, cold, very hot, bright etc. or dangerous,
true friend etc. words to describe these entities.  If paid attention one can notice
that these are all emotion related words or concepts.
 
The reason that an entity is unidentified may be related to the modality of the
perception.  We cannot identify quantitatively any visual input.  We cannot
identify something if it is the first time we see it.
 
Color, hue, brightness etc. light attributes are all unmeasurable continuous values.
It is impossible to identify them objectively.  We cannot remember a view if it
is not identified in the related semantical memory.  We can only recall that view
if we see it again.  Namely,  we can remember a view only if it is recorded as
part of an event in the episodic memory.
 
Aural modality has some similarities with visual modality.  Timbre, loudness,
tempo, etc. many parameters are continuous unidentifiable values, except pitch.
Instrumental music can mostly not go to episodic memory.  There is a window of
attention of the listener which slides through the music piece which builds a
balance of recalled elements and freshness.  The unity of the piece is achieved
through making small or unidentifiable changes of the initial material.  The
listener can percieve this emotionally rather than cognitively.
 
This is the reason that music expresses things that words cannot.  Music touches
the heart through feelings aroused by unidentified entities.
 
 

The Role of Belief in Cognition

The Role of Belief in Cognition

 

There are working, episodic and semantic memories in our brain among others.  It is not very clear whether these are completely seperate regions in our brain.  They can be easily detected functionally. 

Working memory is the memory we use when we are actually thinking or talking.  Episodic memory holds the information related to events and when/where they occur.  Semantic memory holds the abtracted concepts/knowledge.

An event first happens in the working memory, then it is recorded in the episodic memory.  If there is a knowledge that can be deducted, it is recorded in the semantic memory.

The semantic memory is specially organised so that generalization and instantiation can be done automatically.  For example we do not think too much to say an eagle flies.  In the semantic  tree, eagle is connected to bird and bird is connected  to flying animal and that to animal.  How the information is stored in our brain is possibly related with the formation of connections during the perception and further processing. It is not a surprise that categorical subject test have shown regions close to the perception/subject specialization.

When some concept is being inserted to the semantic memory, an appropriate location in the semantic tree is searched.  Actually this may be an innate procedure that is done automatically while forming new connections.  The crux of the issue is how it is established that a connection of the eagle to the bird occur. 

The context of the word eagle may establish the relation of eagle to bird if the context of the bird is similar to the eagle.  The more the contexts' similarity the better.  The better what? We answer this what question as: Belief.

The more the new item, the new leaf fits into the semantic tree the more it is confident.  On the other hand, the more confident the leafs of a semantic tree, the more confident it is.

Schachter says in his 'Memory, Brain and Belief', "I use the term 'belief' when I use the attribution of truth value to a particular thought content, either percieved of recalled."

The semantic tree holds not only the data items but also their belief factors. Harold Pashler says in his 'Encyclopedia of the Mind', "An alternative answer to the question of what justifies memory beliefs turns on the idea that memory is preservative not just respect to the content of beliefs but also with respect to their justification".

Belief helps us to feel our thoughts.
Belief is how we sense our brain.

 
Ali R+ SARAL